Kaydol

Soru sormak, insanların sorularını yanıtlamak ve diğer insanlarla bağlantı kurmak için sosyal sorularımıza ve Cevap Motorumuza kaydolun.

Oturum aç

Soru sormak ve insanların sorularını yanıtlamak ve diğer insanlarla bağlantı kurmak için sosyal sorular ve Cevaplar Motorumuza giriş yapın.

Şifremi hatırlamıyorum

Şifreni mi unuttun? Lütfen e-mail adresinizi giriniz. Bir bağlantı alacaksınız ve e-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturacaksınız.

Üzgünüz, soru sorma yetkiniz yok, Soru sormak için giriş yapmalısınız.

Türkiye’de İklim Değişikliği ve Su Kaynaklarına Etkileri

Türkiye’de İklim Değişikliği ve Su Kaynaklarına Etkileri

Türkiye Akdeniz iklimi olarak adlandırılan bir iklim bölgesinde yer almaktadır. Üç yanı denizlerle çevrili ve ortalama yüksekliği yaklaşık 1100 m olan Türkiye’de, birçok alt iklim tipi belirmiştir. İklim tiplerindeki bu çeşitlilik, Türkiye’nin yıl boyunca, kutup ve tropikal kuşaklardan kaynaklanan çeşitli basınç sistemleri ve hava tiplerinin etki alanına giren bir geçiş bölgesi üzerinde yer almasıyla bağlantılıdır. Güney ve Batı bölgelerinde Akdeniz iklimi hakimdir; yazlar sıcak ve kuru, kışlar serin ve yağışlı geçer. Karadeniz kıyısında iklim daha soğuk ve yağışlıdır. Kuzeydoğu Anadolu’da kara iklimi özellikleri görülür.

Kışlar uzun ve sert, yazlar ise kısa ve serindir. Orta Anadolu platosunda ise, yazların kuru ve sıcak kışların ise soğuk geçtiği step iklimi hakimdir (Türkeş, 2008; REC Türkiye 2015).REC Türkiye tarafından 2008 yılında hazırlanan ve 2015 yılında güncellenen A’dan Z’ye İklim Değişikliği Başucu Rehberi’nde verildiği üzere; ülkemizde 1941-2003 yılları arasında yapılan gözlemlere göre, özellikle ilkbahar ve yaz mevsimi minimum (gece en düşük) hava sıcaklıkları, Türkiye’nin pek çok şehrinde ısınma eğilimi göstermiştir. Yağışlarda ise önemli azalma eğilimleri ve kuraklık olayları, kış mevsiminde daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Başucu Rehberi’nde 1971-2014 dönemi de sıcaklık ve yağış açısından değerlendirilmiştir.

Ülkemizdeki çalışmalar ışığında Türkiye’de tarihsel olarak gözlenen iklimsel değişikliklerden son 42 yılda en dikkat çekici olanları aşağıda verilmiştir:

  • Türkiye’nin her yerinde sıcaklıkların artmış olması (Şen, 2013).
  • Yağışlarda aynı dönem için belirgin bir değişim gözlenmemiş olması.
  • Son 60 yıllık süreçte dağ buzullarında 10m’lik geri çekilme yaşanması (Sarıkaya, 2011).
  • Deniz seviyelerinin yükseliş eğiliminde olması (Demir, 2008).
  • Doğal afet sayılarında artış eğilimi gözlenmesi

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından İngiltere Meteoroloji Servisi Hadley İklim Tahmin ve Araştırma Merkezi’nin geliştirdiği PRECIS Bölgesel İklim Modeli kullanılarak ve IPCC A2 Senaryosu (küresel ortalama sıcaklık artışı 2-5 oC) temel alınarak yürütülen modelleme çalışmalarının sonuçları Tablo 5’de verilmiştir (REC Türkiye, 2015).

Tablo 5: PRECIS Modeli sonuçlarına göre, 1961-1990 ortalamasına kıyasla 2071-2100 döneminde Türkiye’de beklenen iklimsel değişiklikler (REC Türkiye, 2015)

SıcaklıkKıyılar dışında ortalama sıcaklık artışı 5-6 oC arasında.Yaz aylarında batıda, kış aylarında doğuda sıcaklık artışı daha fazla.
YağışOrtalama yağışlarda %40’a varan oranda azalma.Batıda yağış azalması toplam miktar ve % olarak daha yüksek.Yaz aylarında Orta Anadolu ve Karadeniz’de belirgin azalma.Sonbaharda Karadeniz’de yağışlarda artış.
Kar KalınlığıDoğu Karadeniz ve Doğu Anadolu dağlarında kar kalınlığında 300 mm’ye kadar varan azalma.

Gelecek senaryolarına göre bulgular aşağıda özetlenmiştir (Demir; Kılıç & Coşkun, 2008):

  • Sıcaklıklar Türkiye genelinde her yerde ve her mevsim için yükseliş içinde olacak (yaz mevsimindeki artışlar görece olarak daha fazla olacak),
  • Türkiye’nin Güney kesimlerinde yağış miktarları azalırken, Kuzey kesimlerinde yer yer artışlar gözlenecek,
  • Deniz seviyesi yükselmesi nehir deltalarındaki kıyı şehirlerinin düşük kotlu alanlarını etkileyecek,
  • Su kıtlığı ve stresi riskleri Türkiye genelinde artacak,
  • Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde artacak yağış miktarı heyelan risklerini arttıracak,
  • Kar örtüsünün zayıflaması çığ risklerini arttıracak,
  • Kuraklık ve sıcak hava dalgası riskleri artacak, şiddetleri güçlenecek.

IPCC’nin küresel ölçekteki bulgularına paralel olarak Türkiye’de de ortalama yüzey sıcaklıklarında artış eğilimleri gözlenmiştir. Bununla birlikte yağışlarda genel olarak bir artış ya da azalmadan daha çok, yağış rejimlerinde düzensizlikler, kurak ve nemli bölgeler arasında, yağışlı ve yağışsız periyotlar arasındaki farkların arttığına dair gözlemler rapor edilmiştir (Demir, 2008).

Evapotranspirasyon, evaporasyon ve transpirasyon kelimelerinin birleşmesinden oluşan, bitkinin su tüketimi ve buharlaşma ile birlikte toplam su kaybını ifade eden bir terimdir.

Yağış durumu ile kuraklık arasındaki güçlü ilişkiyi savunan bir diğer çalışmada, Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SPI) ve Standartlaştırılmış Yağış Evapotranspirasyon1 İndeksi (SPEI) kullanılarak 1971-2000 yılları arasında Türkiye’deki yağış (toplam, en az ve aşırı miktarlar), kurak gün uzunlukları, kurak dönemler ve kuraklık şiddetleri değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan aşırı yağış ve kurak dönem sıklıkları artacaktır.

Yağış durumundaki değişikliklere bağlı olarak, Türkiye’de yaşanacak kurak gün sayısı, kurak dönem sıklığı ve kuraklık şiddeti iki katına çıkabilecektir (Dabanlı, 2019). Türkiye’de iklim değişikliğinden kaynaklanan yaz sıcaklıklarının artması, kış yağışlarının azalması, yüzey sularının kaybı, kuraklıkların sıklaşması, toprağın bozulması, kıyılarda erozyon, taşkın ve su baskınları gibi etkiler doğrudan su kaynaklarının varlığını tehdit etmektedir (T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2011).

Türkiye’de nehir havzaları bazında iklim değişikliğinin yüzeysel ve yeraltı su kaynaklarına etkilerini ve uyum faaliyetlerini belirleme kamacıyla gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışma, 2016 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen ve 2015-2100 yıllarını kapsayan “İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi” projesidir (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016). Bu projede projeksiyon çalışmalarının ilk aşaması olan iklim projeksiyonları kapsamında, tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde, IPCC’nin 5. Değerlendirme Raporu’nun tabanını oluşturan üç küresel modelin çıktıları ve RCP4.5 ve RCP8.5 emisyon senaryoları ile RegCM4.3 bölgesel iklim modelinin çıktıları çalıştırılmıştır. Kullanılan RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları IPCC tarafından geliştirilen ve küresel ölçekte en fazla tercih edilen senaryolardır.

Proje kapsamında model simülasyonları aracılığı ile toplam 8 parametre ve ekstrem durumları temsil eden 17 iklim indisine ait projeksiyonlar tüm havzalar ölçeğinde oluşturulmuş, incelenen parametrelerin 1971-2000 yılı simülasyonları olarak kabul edilen referans dönemine göre 2100 yılına kadar farkları 10’ar ve 30’ar yıllık dönemler için mevsimlik ve yıllık ortalamalar halinde hesaplanmıştır. Bu proje ile ilk kez Türkiye için 10 x 10 km çözünürlükte 3 küresel iklim modeli sonuçları elde edildiği belirtilmektedir. Atmosferdeki eşdeğer CO2konsantrasyonlarının RCP8.5 senaryosuna göre 1370 ppm, RCP4.5 senaryosuna göre ise 650 ppm dolayına ulaşacağı varsayılarak veriler hesaplamalarda kullanılmıştır.

Projede sektörel etki analizi yapılmış, bu kapsamda Türkiye’de iklim değişikliğinin içme ve kullanma suyu, tarım, sanayi, ekosistem, turizm ve enerji ana sektörleri üzerinde etkilerinin analizi için metodoloji geliştirilmiştir. Pilot havza olarak seçilen üç havza özelinde iklim değişikliği projeksiyonları dikkate alınarak, suyun sektörlere etkisi analiz edilmiş, havzaların her sektörden etkilenme şiddeti “az etki, orta etki, yüksek etki, çok yüksek etki” kategorileri bazında tespit edilmiştir (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016).

Projede yer alan tüm simülasyonların 2015-2100 döneminde mevsimsel ve yıllık ölçeklerde ülkemizde önemli bir ısınmayı işaret ettiği belirtilmektedir. 2015-2100 periyodunun ilk yıllarında bazı bölgelerde çok daha küçük sıcaklık değişimleri ve hatta bazı yıllarda soğumalar görülmekle birlikte ilerleyen yıllarda sera gazlarındaki artışın sıcaklıkların artışını hızlandıracağı belirtilmektedir. Kış mevsimi sıcaklıklarının 2050 yıllarından sonra 1970-2000 dönemine nazaran en az 1°C fazla seyredeceği de öngörülmüştür. Sıcaklık artışlarının yaz ve ilkbahar mevsimlerinde kış ve sonbahar mevsimlerinden daha yüksek olacağı rapor edilmiştir. 2015-2100 periyodu sürecince sıcaklık artışlarının, Türkiye’nin güneyinden kuzeyine gidildikçe azalmakta olduğu dikkati çekmiştir. En yüksek sıcaklık artışlarının Türkiye’nin Güney Doğusunda ve Akdeniz boyunca meydana geldiği görülmüştür. Sıcaklık artışlarının 2100’lere doğru, özellikle Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda 4-6°C’ye ulaşacağı beklenmektedir (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016).

İklimSu projesinde elde edilen model simülasyonları Türkiye’nin kuzeyinde yer alan havzalarda iklim rejiminin referans döneme göre daha yağışlı olacağını öngörmüştür. Örneğin RCP8.5 senaryosu 2050’li yıllardan itibaren havzalardaki kuraklığın kuzeyden güneye doğru gidildikçe şiddetleneceğini ve havza bazındaki on yıllık ortalama yıllık yağış toplamlarının 150 mm’lere düşeceğini ortaya koymuştur. Türkiye genelinde 2015-2100 yılları arasında tahmin edilen en düşük yağış değerleri Konya Kapalı Havzası’nda olmuştur. Havzalar bazında yağış değişimleri yıllık toplam yağışın yüzdesi olarak incelendiğinde en fazla değişimlerin azalma yönünde Doğu Akdeniz, Batı Akdeniz ve Ceyhan havzalarında olduğu görülmüştür. RCP4.5 senaryosunda bu havzalardaki yıllık yağış toplamlarındaki azalmalar yüzyılın son on yılında %12-%15 iken, RCP8.5 senaryosunda %20-%25’lere ulaşmıştır. Fırat Dicle Havzası’nda ise her iki senaryodaki yıllık toplam yağışların %3 ila %8 arasında azalacağının beklendiği belirtilmiştir (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016).

RCP4.5 ve RCP8.5 senaryolarının her üç model üzerindeki etkisi Türkiye’nin batısında yer alan Meriç-Ergene, Marmara Kuzey Ege, Susurluk, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes Havzaları’nda farklılık göstermektedir. RCP4.5 senaryosunda HadGEM2-ES ve CNRM-CM5.1 model simülasyonları Marmara, Kuzey Ege, Meriç-Ergene, Küçük Menderes Havzaları iklim rejiminin referans döneminden daha yağışlı olacağını; MPI-ESM-MR ise Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz, Marmara, Yeşilırmak Havzaları’nın daha yağışlı olacağını öngörmüştür (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016).

Ekstrem hava olayları ile ilgili olarak sıcaklık aşımları için en önemli göstergelerden biri olan sıcak hava dalgasına (WSDI) ait indis kullanılmıştır. WSDI, her takvim gününün maksimum sıcaklığının referans döneminin %90’ından daha fazla olduğu günleri göstermektedir. RCP4.5 ve RCP8.5 senaryosuna ait 2015-2040 dönemi indis sonuçları Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında referans dönemi ile büyük ölçüde örtüşmekte olduğu ve tüm yer sistem modellerinin birbirine benzer olarak sıcak hava dalgalarının Türkiye’nin güney enlemlerinden kuzeye doğru her 30 yıllık periyotta artacağına işaret ettiği belirtilmektedir. Özellikle 2041 yılından sonra RCP4.5 senaryosuna dayalı en yüksek sıcak hava dalgası indis değerleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde öngörülmüştür. Son projeksiyon döneminde ise ülkenin tamamen güney bölgelerinde 80-120 gün arasında değişen bu indis değerlerinin hakim olacağı anlaşılmıştır. RCP8.5 senaryosunda ise daha büyük artışlar öngörülmüştür. Maksimum ve minimum sıcaklıkların yüzyılın sonuna doğru artması beklenirken özellikle Akdeniz Bölgesinde, Güney ve Doğu Anadolu Bölgelerinde bu artışların daha yüksek olacağı tespit edilmiştir (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016).

Gündüz sıcaklıklarının yüksek seyretmesi sonucunda sıcak hava dalgası sıklıklarında ve şiddetinde bu bölgelerde artışlar yaratacağı ifade edilmiştir. Buna ek olarak gece sıcaklıklarının da yüksek olması insan ve hayvanların gece rahatlamasını sınırlayacağı için sıcak hava dalgasının yaratacağı zararların artmasına neden olacaktır. Ayrıca gündüze ilave olarak gece de ortam soğutması için kullanılacak enerji talebini de arttıracaktır. Beklenen yağış eksiklikleri ile beraber buharlaşma hızının artması su kaynaklarında ve tarım sektöründe stresi yükseltecektir. Akdeniz kıyı şeridinde ise turizm sektöründe yeni bir yapılanma içine girilmesi gerekliliği rapor edilmiştir (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016).

Hidrolojik projeksiyonların da yer aldığı projede, Türkiye’de ilk kez tüm havzaların su potansiyellerinin ortak hidrolojik model ile hesaplandığı belirtilmektedir. Böylece, yağış değerleri akış değerlerine çevrilmiş, tüm havzalarda yüzey ve yer altı su kaynaklarının mevcut durumu ve projekte edilen dönemler için tahmin edilen durumu dikkate alınarak su potansiyeli modelleme/hesaplama çalışması gerçekleştirilmiştir. Hidrojeolojik projeksiyonlar kapsamında hidrojeolojik rezervde öngörülen değişim havzalar özelinde değerlendirilmiş, Meriç–Ergene ve Fırat–Dicle havzaları Türkiye genelinde en az etkilenen havzalar arasında yer almıştır. Diğer taraftan iklim modellerinin–senaryolarının Türkiye genelinde dikkat çekici şekilde maksimum etkisi Asi Havzası üzerinde görülmüştür. Bu bağlamda en çok etkilenen diğer havzalar da özellikle Türkiye’nin batı ve orta bölümlerindeki Burdur, Kuzey Ege, Batı Akdeniz ve Akarçay havzaları olarak çoktan aza doğru sıralanmıştır.

Hidrolojik projeksiyonlar da Türkiye’de toplam akışın referans döneme göre azalacağını öngörmüştür. HadGEM2-ES iklim modeli çıktılarına dayalı hidrolojik modelleme ile 2015-2100 dönemindeki 3 alt dönem için medyan brüt su potansiyellerinin, referans dönemi medyan değerine göre %40-45 azalacağı, MPI-MSM-MR iklim modeli çıktılarıyla gerçekleştirilen hidrolojik model projeksiyonlarına göre ise azalma oranının %15-20 aralığında kalacağı tahmin edilmiştir. Bütün dönemlerde en kayda değer su açığının gözlendiği havzalar Fırat Dicle, Doğu Akdeniz ve Konya Kapalı Havzası olmuştur (Şekil 3-5). Konya Kapalı Havzası’nda RCP4.5 senaryosunda HadGEM2-ES modeli 2015-2100 dönemi için yağışta 10 ile 30 mm arasında değişen düşüşler öngörmüştür.

HadGEM2-ES modeli RCP4.5 senaryosuna göre, tüm dönemlerde su fazlası olan havzalar Doğu Karadeniz ve Çoruh Havzaları olarak rapor edilmiştir. Benzer şekilde tüm projeksiyon dönemlerinde Marmara, Susurluk, Kuzey Ege, Batı Karadeniz, Yeşilırmak, Antalya, Aras ve Van Gölü Havzalarında da öngörülen net su miktarının tahmini su kullanımları için yeterli olduğu gözlenmiştir. Fırat-Dicle havzasının projeksiyon dönemi başlangıcından itibaren, Doğu Akdeniz ve Konya Kapalı Havzalarında ise, özellikle 2041-2100 döneminde hissedilir derecede su açığı yaşanmasının muhtemel olduğu belirtilmiştir. Diğer havzalarda ise tüm dönemlerde düşük mertebede su açıkları gözlenebileceği rapor edilmiştir. Ülke genelinde su mevcudiyeti açısından en kritik 30 yıllık projeksiyon döneminin, 2041-2070 arası olduğu belirtilmiştir.

Şekil 4: Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2015-2040) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)

Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2015-2040) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)
Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2015-2040) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)

Şekil 5: Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2041-2070) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)

Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2041-2070) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)
Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2041-2070) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)

Şekil 6: Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2071-2100) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)

Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2071-2100) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)
Havzaların su açığı/fazlası projeksiyonları (2071-2100) (mülga T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2016)

Projede kar projeksiyonları genel olarak değerlendirilmiştir. Türkiye genelinde kar yağış miktarlarının her iki senaryoda da 2015-2100 yılları arasında giderek azalacağı öngörülmüştür. Sıcaklıkların artması sonucu yağışların tipinin kar şeklinde olması hidrolojik açıdan önem arz etmektedir çünkü biriken kar bir su rezervuarı işlevi görmekte ve özellikle bahar ve yaz aylarının başlarında eriyerek nehir sistemlerine su girişi sağlamaktadır. Dolayısıyla yüksek alanlardaki kar örtüsü bölgesel hidrolojik döngüde önemli bir role sahiptir. İklim Su Proje sonuçlarına göre, özellikle Doğu Anadolu bölgesinde ve Doğu Toroslar’da kar örtüsündeki azalmanın Fırat Dicle Havzası’nın hidrolojik döngüsünü değiştireceği beklenmelidir. Her üç model çıktılarına göre, Fırat-Dicle havzasında 2015 -2100 döneminde 2-12 milyar m3/yıl’a ulaşan mertebelerde su açığı beklenmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin daha önce havzadan mansap ülkelerine bırakmayı taahhüt ettiği su miktarları ile ilgili yeni bir değerlendirme yapması gerektiği de raporda ayrıca belirtilmiştir.

Bozkurt ve Şen tarafından (2013) Fırat-Dicle Havzası ile ilgili daha önce yapılan bir çalışmada, havzada meydana gelecek iklim değişikliklerini tespit etmek amacıyla, iki 0tuz yıllık periyod için GCM iklim simülasyonları yapılmıştır (2041-2070; 2071-2099). Çıktılar IPCC’nin sonuçlarını destekler şekilde kış ayları sıcaklıklarının artacak olması nedeniyle karla kaplı alanların azalacağını ve erken eriyen karın yüzey akışına katılıp toprağı besleyemeden gideceğini göstermektedir. Bu yüzyılın sonuna doğru havzada özellikle dağlık alanlarda kış yağışlarının %20 ile %30 arasında azalacağı belirtilmektedir. Bütün simülasyonlara göre havzanın kuzey ve dağlık kesimlerinde yağış azalışı beklenirken, havzanın güney kısımlarında yağış artışı beklenmektedir. Terleme yoluyla buharlaşma (evapotranspirasyon) yağışların azalışına bağlı olarak azalacaktır. Referans dönemi 1961-1990 yılları olarak alınan çalışmaya göre yüzey sıcaklıklarının tüm havza boyunca 1.5 oC – 5 oC artması beklenmektedir. Sıcak hava dalgaları nedeniyle zaten hassas olan havzanın, yaz aylarında aşırı sıcakların etkisi altına girmesi beklenmektedir. Doğu Anadolu dağlarında yıllık toplam yüzey akışın %25 – %55 oranında azalması, sıcaklık artışları nedeniyle yüzey akışı zamanlamasının ise 18-39 gün erken olması beklenmektedir.

Çalışmada (Bozkurt & Şen, 2013) 2007-2008 kış aylarındaki kuraklık nedeniyle Fırat-Dicle havzasındaki tarımsal üretimin 2008 yılında ciddi şekilde etkilendiği belirtilmiştir. Gelecekte bu kuraklık dönemlerinin artması ve Fırat-Dicle havzasında arazi kaybı, çölleşme gibi iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin görülmesi beklenmektedir. Jeolojik değişiklikler nedeniyle kaya eğim dengesinin değişeceği ve kar örtüsünün azalmasının devam edeceği, buna bağlı olarak heyelan riskinin artacağı rapor edilmiştir. Taşınan materyallerden dolayı su kalitesinin olumsuz etkileneceği, nihayetinde iklim değişikliğinin etkisiyle erişilebilir su miktarının azalacağı ve su kaynaklarının üzerindeki baskının artacağı belirtilmiştir. Yüzey akışı zamanının değişmesi nedeniyle su kaynaklarını korumak için daha fazla baraj inşası gerekebilecektir.

Ertürk ve diğerleri (2014) ise Köyceğiz-Dalyan havzasında yeraltı su kaynakları üzerinde iklim değişikliğinin etkilerini incelemiş, yeraltı su kaynakları kalitesinin düşmekte olduğunu ve bununla birlikte yeraltı su kaynaklarına bağlı ekosistemin tehlikede olduğunu belirtmiştir. Kalitenin düşmesi azalan yağış miktarı yüzünden yeraltı sularının geri beslenmesinin azalmasına bağlanmıştır. Ekosistemdeki bozulma toprak ve suyun değişkenindeki değişimlerle ilişkilendirilmiştir. Bu duruma artan yaz sıcaklıkları ve bitkisel terleme eklendiğinde bölgedeki bitki varlığının ve buna bağlı olan vahşi yaşamın tehlikeye gireceği rapor edilmiştir. Ayrıca sulama suyundaki azalmanın tarım sektörünü kötü yönde etkileyeceği ve su kaynakları üzerindeki stresi artıracağı belirtilmiştir.

İklim değişikliğinin ülkemizde göllere olan etkisine bakıldığında göllerin miktar ve kalite yönünden olumsuz etkilendiğini görülebilir (Yüksel; Sandalcı; Çeribaşı & Yüksek, 2011). Örneğin Tuz gölünün yüzölçümü 1987 yılında 92562 hektar iken 2005 yılında 32552 hektara düşerek yaklaşık %35 azalmıştır. Tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nde ise kuraklık ve tarımsal sulamanın etkisiyle su potansiyeli yaklaşık %23 düşmüştür. Aynı şekilde Eğirdir, Manyas, Ladik, Van, Sapanca göllerinin de su miktarı ve yüzölçümleri ciddi şekilde düşmüştür.

İklim değişikliğinin yerel düzeyde etkilerinin değerlendirdiği bir projenin bulguları su kaynaklarının olumsuz olarak etkilendiğini göstermektedir (TEMA-WWF Türkiye, 2015). Akdeniz bölgesinde hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği için su kaynaklarında azalma ve kuraklık görülmektedir. Deniz ekosisteminde kaymalar gözlemlenmiştir. Buna bağlı olarak turizm sektörünün bu durumdan kötü etkilenebileceği söylenebilir. Ayrıca tarımsal ürün çeşidi ve miktarı azalarak tarım sektörü, ormanların tahrip olması ve biyolojik çeşitliliğin azalması ile bunlara bağlı olan kerestecilik, avcılık, doğal yaşam turizmi gibi ekonomik sektörler zarar görebilecektir.

İç Anadolu bölgesinde Konya örneği incelendiğinde, mevsimlerin değişmesi ve su kaynaklarının azalması ile tarımsal verimin düştüğü ve gıda fiyatlarının arttığı görülmüştür. Tarım sektörünün zarar görmesi iç göçü tetiklemiştir. Ayrıca iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmada kritik öneme sahip olan sulak alanlar azalmış ve kuraklık, erozyon gibi afetler artmıştır. Güney Doğu Anadolu bölgesinde Diyarbakır örneği incelenmiş, burada da su kaynaklarında azalma, kış kuraklığı gözlenmiş, buna bağlı olarak derin kuyulardan su çekme ihtiyacı enerji talebini artırmıştır. Doğu Anadolu bölgesinde iklim değişikliğine bağlı olarak kış turizmi, tarım, bitki deseni ve mera hayvancılığı olumsuz etkilenmiştir. Karadeniz bölgesinde aşırı hava olaylarının sayısı ve şiddetindeki artış bölge nüfusunun azalmasına, çay ve fındık üretiminde verimin düşmesine, toprak kayması gibi afetlerin sıklığının artmasına neden olmuştur. Ayrıca deniz sıcaklığının artması ile istilacı türlerin Karadeniz’e geldiği ve balıkçılık sektörünün olumsuz etkilendiği yörede yaşayanlar tarafından ifade edilmiştir. Ege bölgesi ve Marmara bölgesinde su kaynakları üzerindeki stresin artmasına bağlı olarak şehirlere su arzının sağlanması zorlaşmış, tarım, hayvancılık, balıkçılık gibi sektörler olumsuz etkilenmiştir. Etki değerlendirmesi anketlerine göre; katılımcıların %70’i enerji, %74’ü tarım, %60’ı da turizm sektörlerinde iklim değişikliğinin etkilerini bölgelerinde gözlemlendiğini belirtmiştir (TEMA-WWF Türkiye, 2015).

Ülkemizde önemli bir sektör olan turizmin de iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmemesi için önlemler alınmalıdır. Örneğin, Bodrum yarımadasında halihazırda yaşanan su problemlerinin iklim değişikliği ile daha da şiddetleneceği söylenebilir. Yarımada ile ilgili yapılan bir çalışmaya göre (Koç, Bakış & Bayazıt, 2017); konut, tarım ve endüstriyel su kullanım sektörleri arasındaki rekabet yaz aylarında turizm sektörünün etkisi ile daha da artmaktadır. Yaz nüfusunun günlük en fazla su talebi kış nüfusunun günlük su talebinden yaklaşık 2 kat fazladır. 2000 ile 2060 yılları arasında günlük su ihtiyacı 6 kat artacaktır. DSİ tarafından 2011 yılında başlatılan Acil İçme Suyu Projesi ile yarımadaya 2040 yılına kadar içme suyu sağlanması hedeflenmektedir.

Tarımsal üretimde yağışın büyük etkisinin olduğu Batı Akdeniz Havzası’nda yürütülen bir çalışmaya göre (Erçin; Pilevneli & Çapar, 2019) kuraklığın verim üzerinde ciddi etkileri olacaktır. Korkuteli, Milas, Acıpayam, Elmalı ve Fethiye, tarımın su ayak izinin en yüksek olduğu ilçelerdir; dolayısıyla kuraklık riskine karşı en kırılgan bölgeleri temsil etmektedir. Bölgede kuraklığın şiddeti mevcut durumda “düşükten ortaya” derecesindedir. İklim değişikliği, tarım sektörünün kuraklık karşısındaki kırılganlığını %40 oranında artıracaktır. Kuraklık riski 2030-2040 yıl aralığı için en fazla oranda artacaktır. Kullanılan iki iklim senaryosu (RCP 2.6 ve RCP 6.0) 2050 yılına kadar kuraklık şiddeti açısından bölgede benzer eğilimler göstermiştir. Kurak dönemlerde yüzey suyu akışı daha az olacak, su kaynaklarında kirlilik artacaktır.

Trakya bölgesinde yürütülen bir çalışmada (Konukcu; Albut & Altürk, t.y.) ise, 1971 yılından günümüze kadar taşkınlara neden olan yağışlar ve sıklığı belirlenmiş, hidrolojik, meteorolojik ve tarımsal kuraklık indisleri hesaplanmıştır. Tarımsal yapı, üretim potansiyeli ve problemleri ortaya konmuştur. MapShed Modeli Naipköy Barajı için 1987 ve 1997 yılları arasında, Kırklareli Barajı için ise 1970 ve 1985 yılları arasında çalıştırılmıştır. Kırklareli ve Naipköy Barajlarında toplam azot ve toplam fosfor konsantrasyonlarının nasıl değişeceği her bir model ile ayrı ayrı incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar her iki su kütlesinde de trofik seviyenin hipertrofik2 düzeye kadar çıkacağını göstermiştir. Besin maddelerinin su kütlelerine ulaşmasının engellenmesi ve iyileştirmeye yönelik yöntemlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

Trofik seviye; Bir su kütlesinin besin maddesi konsantrasyonu, klorofil-a, fitoplankton biyokütlesi ve ışık geçirgenliği göz önünde bulundurularak belirlenen su kalitesi durumunu ifade etmektedir. Trofik sınıflandırma sistemi için OECD sınır değerine göre, toplam azot 750-1200 ug/L, fosfor 900 ug/L’den az, klorofil-a 100-150 µg/L aralığında ve secchi derinliği 0,4-0,5 m olan göller hipertrofik olarak adlandırılmaktadır.

Benzer Yazılar

2 Yorumları

  1. Öneriler
    Su kaynakları üzerindeki baskıların nasıl azaltılacağı, mevcut büyüme hızı, değişen su tüketim alışkanlıkları ve artan su talebi karşısında su kaynaklarının yıllar sonrasına tahrip edilmeden nasıl aktarılacağı ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkilerine nasıl uyum sağlanacağı yüzyılımızın en önemli insanlık sorunları arasındadır.

    Ülkemiz açısından önemli olan ana sektörler; içme ve kullanma suyu, tarım ve sanayidir. Bu sektörlerin iklim değişikliğine karşı alabilecekleri başlıca önlemler kapsamında gerçekleştirilmesi muhtemel uyum faaliyetleri; içme ve kullanma suyu için kayıp/kaçak oranlarının azaltılması, yağmur suyu hasadı, duş ve sifonlarda tasarruflu ekipmanların kullanılması ve evsel atık suların yeniden kullanılması sayılabilir.

    Tarım sektöründe; iklim değişikliğine uygun ürün deseni seçilmesi, vahşi sulamadan tamamen vazgeçilmesi ve damla sulama gibi verimli sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması, uygun durumlarda kısıntılı sulama uygulanması, organik tarım ve iyi tarım uygulaması olarak sıralanabilir. Tarımda sulama verimliliği ve çiftçinin bilinçlendirilmesi de önem taşımaktadır.

    Endüstriyel tesislerde temiz üretim uygulamalarının yaygınlaştırılması, tesis içi kontrollerin artırılması, sıfır deşarj yaklaşımının yerleştirilmesi ve atık suların geri kazanılarak proses suyu ve benzeri amaçlarla yeniden kullanılması gerekmektedir.

    Ülkemiz havza temelli bütünleşik su yönetimine geçmiştir, bu iklim değişikliğine uyum kapsamında önemli bir adımdır. 25 havzada yönetim planlarının hazırlanması iklim değişikliğini göz önünde bulundurarak tamamlanmalı, izleme ve geliştirme çalışmaları yapılmalıdır. Havzalarda yapılacak örgütlenmelerin yanı sıra, il ve bölge bazında da yönetim planları uygulanmalıdır. Bütün sektör öncüleri ve paydaşların bir araya gelerek su yönetiminin karar süreçlerinde yer almaları faydalı olacaktır.

    2015-2100 periyodunda gerek sıcaklık artışları Türkiye’nin diğer bölgelerine nazaran daha fazla olduğu için gerek sıcak hava dalgalarının olası etkilerinin fazlalığı nedeniyle Güneydoğu Anadolu’da kuraklık ile mücadele çalışmaları geliştirilmelidir. Ağaçlandırma çalışmalarına hız vererek, su kullanımında tasarrufa giderek bu duruma karşı konmalı, halk beklenen etkiler konusunda bilinçlendirilmelidir. Olası mağduriyetleri engellemek için bu durumun tarım ürünleri, hayvancılık ve halk sağlığı alanlarındaki etkileri bilimsel olarak incelenmeli ve bu doğrultuda önlemler alınmalıdır.

    • Fırat Dicle havzasının Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölümleri beklenen 4-6 Co sıcaklık artışının tehdidi altındadır. Ortalama yıllık yağış miktarları aynı zamanda bu bölgelerde azalacaktır, ama asıl önemli sorun bilindiği gibi yağışların kar şeklinde daha az düşüyor oluşudur. Kullanılabilir su kaynaklarının miktarı bu doğrultuda yağışın olmadığı dönemlerde aşırı azalacaktır. Fırat ve Dicle nehirleri sınır aşan su özelliği gösterdiğinden, kıyıdaş ülkelerle olası sorunları önlemek için bilgi paylaşımı yapılmalı, bu durumun yaratabileceği sorunlara karşı iş birliği yapılmalıdır. Ayrıca Güney Doğu ve Doğu Anadolu bölgesinde halk değişen yağış zamanı, yağış şekli, nehir akış zamanı hakkında bilgilendirilmelidir. Bitki deseninin değişmesi beklendiği için katma değeri yüksek yeni tarım ürünleri araştırılmalı, mera hayvancılığının göreceği olası zarar karşısında önlemler alınmalıdır.

      Türkiye’de hidrolojik rezervin en çok değişeceği havza Asi havzasıdır. Tarihsel olarak Asi havzasında yukarı kıyıdaş Suriye tarafından su miktarının çok veya az gönderilmesinin olumsuz etkileri ülkemizde gözlenmiştir. Bu etkilerin daha da kötüleşmesi iklim değişikliği ile birlikte kaçınılmazdır. Bu yüzden yukarı kıyıdaş ülke Suriye ile iş birliğine gidilmeli, Hatay’da bu konuyla ilgili eylem planı hazırlanmalıdır. Su kaynağının miktar olarak azalması kirliliğin artmasına ve bölgede tarım ürünlerinde verimin düşmesine sebep olabilecektir. Suyun yayabileceği hastalıklar ile ilgili araştırma yapılmalı ve önlem alınmalıdır.

      Doğu Karadeniz ve Batı Karedeniz bölgeleri ile Çoruh havzası Türkiye’de yağışın çok düştüğü ve iklim değişikliği ile birlikte daha fazla yağışın beklendiği bölgelerdir. Bu alanlarda sel ve heyelan gibi felaketlerin daha sık yaşanması ve toprağın aşırı yıkanmasından dolayı verimini kaybetmesi beklenmektedir. Önlem olarak taşkın ve heyelan riski bulunan alanlarda yerleşim yerlerinin bulunmaması ve su yollarının üzerindeki diğer engellerin kaldırılması sayılabilir. Toprağın yıkanma ile verimini kaybetmemesi için bitki örtüsünün korunması büyük önem taşıdığı için, ağaç kesim faaliyetleri kontrollü olmalıdır. Halk beklenen değişiklikler konusunda bilinçlendirilmeli, sel ve heyelana dayanıklı evler yapılmalıdır. Dik yamaçların önüne barikat yapımı arttırılmalı, olası can kayıplarına karşı yollarda uyarı sistemleri kurulmalıdır.

      Ülkemizde birçok konuda hazırlanan eylem planları kullanılan politika ve amaçlara ışık tutmaktadır. Örneğin İstanbul için hazırlanan iklim değişikliği eylem planı kapsamında iklim değişikliğine karşı uyum çalışmaları belirlenmiştir. Sıcak hava dalgalarında esnek çalışma saatlerine geçilmesi, yüksek enerji tasarruflu yeni belediye binalarının kullanılması, yaz aylarında büyük şemsiyelerin kullanılması, binaların yüksek standartta izole edilmesi, çevre dostu altyapı yatırımları gibi stratejik, geçici, teknik, ekolojik, yönetimsel vb. gibi uyum politikaları benimsenmiştir. Bu çalışmada artan nüfus ve iklim değişikliğinin etkisi ile (yağıştaki olası azalma, buharlaşma-terlemedeki olası artış) İstanbul’da su kaynakları üzerindeki baskının artacağı, bu yüzden Melen projesinde olduğu gibi uzaktan su transferine, özellikle yağışın bol olduğu Batı Karadeniz bölgesinden devam edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca İstanbul’un kendi su kaynaklarını korumak için su tüketimini azaltması, atık su arıtımı ve geri kullanımının yaygınlaştırılması önerilmiştir. İstanbul’da yağış azalışını durdurmak için, orman alanlarının arttırılması gerektiği belirtilmiştir (İklim Senaryoları Raporu, 2019).

      Türkiye’de gelecek yıllarda yaşanması beklenen su sıkıntısı karşısında, tüm sektörlerdeki su talebinin karşılanabilmesi için ciddi önlemler alınması ve akılcı planlar yapılması gerekmektedir. Ülkemizde iklim değişikliği ile uyumlu su yönetiminin geliştirilmesi konusunda yapılması gereken başlıca çalışmalar arasında; toprak ve su kaynakları ile ilgili kamu yönetiminin güçlendirilmesi, evsel, endüstriyel ve tarımsal su kullanımında verimli tekniklerin yaygınlaştırılması, suyun değerli ve sınırlı bir doğal kaynak olduğu bilincinin yerleştirilmesi için bir eğitim seferberliği başlatılması sayılabilir. Ayrıca, su konusunda araştırma, geliştirme ve eğitim çalışmaları yapan üniversiteler ile kamu kuruluşları ve özel sektör arasında koordinasyon sağlanması ve sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi de önem taşımaktadır.

Yorum yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.